Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası ile Konser Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası ile Konser

DD_Bursa__21_small

2016 kış aylarında Çukurova Devlet Senfoni orkestrasından Eray İnal ile tanışma fırsatım oldu. Telefonda kısa bir süre konuştuktan sonra Demir Demirkan şarkılarının senfonik orkestrasyonunu yapmak için plan yaptık. Bir kaç ay sonra orkestrasyonlar bitti. Ben de bu arada The Glass / Cam belgeselinin film müzikleri için bir elektro gitar konçertosu yazmıştım. Bu konçertonun birinci bölümü, The Other Within adlı daha önce yazdığım bir enstrümantal ve seçtiğimiz 10 DD şarkısının olduğu bir konser reopertuarı ortaya çıktı. Çukuruova Devlet Senfoni Orkestrası ile bir konser düzenlemek üzere harekete geçtik ve 2016 kapanış konseri ve aynı zamanda 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı konserini birlikte yapmaya karar verdik. Konserde senfoni orkestrası ve benim dışımda, bas gitarda Levent Candaş, davulda Arbak Dal ve piyano da da Eray İnal eşlik edecekti. Murat Göktaş da orkestra şefi olarak yer alacaktı. 16 Mayıs 2016’da ben ve ekibim Adana’ya indik. 17 Mayıs’ta 2 prova, 18 Mayıs’ta bir genel prova yaptiktan sonra akşamına bir konser gerçekleştirdik. Biletleri gübler önceden tükenen konserin izleyicisinin coşkusu performansımızı bir kaç katına çikardı. Hem ilk konserimize ev sahipliği yaptıklarından hem de bu büyük coşkudan dolayı, Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası ve Adana’daki dinleyicilerime sonsuz teşekkürler!

Gelelim 18 Mayıs 2017 Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası (BBDSO) ile yaptıgımız konsere. 2016 sonbahar aylarında Bursa’da bu konseri gerçekleştirmek üzere irtibatlar kuruldu ve kısa zamanda konser tarihine karar verildi. Çekirdek kadro aynı kalmak üzere 18 Mayıs 2017’de BBDSO ile bir konser yapmak üzere karar verdik. 16 Mayıs’ta Bursa’da buluştuk, 17 Mayıs’ta iki prova, 18 Mayıs’ta bir genel prova yaptık ve akşamına da konseri gerçekleştirdik. Salonun güzelliği ve Bursa izleyicisinin enerjik katılımı ile akan ve sonuçlanan konserde bir önceki repertuara ek olarak Gitti Gider, Nafile ve Rüzgar’a da yer verdik. BBDSO kadro ve yönetimine, Bursa’daki izleyicimize ve konseri gerçekleştirmekte emeği geçen herkese çok çok teşekkürler!

Umut - Beklenti - Motivasyon 18/4/2016

Demir_Demirkan_IKU_Akinguc_Oditorium_5_4_16_Levan_Uzbay ©_8

Hem topluluk hem de birey olarak “nasıl yaşayacağız” sorusunun cevabını vermekte zorlandığımız ve sık sık nasıl umudumuzu neredeyse temelli yitirdiğimizi konuştuğumuz bu günler beni umut ve motivasyon ilişkisini düşünmeye itekledi. Hemen hemen her tanıdığım, konuştuğum insan hiç bir şey yapmak istemediğinden ve aşırı rahatsız edici bir ataletten söz ediyor. Aynı his ve endişe bende de var ve çözüm için uygulanabilir felsefi bir çözüm için kendime döndüm. Hızlıca yazdım aklıma gelenleri.

Motivasyon için umut ihtiyacını da yok etmeli insan. Umut da beklenti ile yakın akraba bir kavram olduğu için bireyin kişisel gücünü düşürür. Umut ihtiyacı da aynı beklenti ve ödül gibi sonuç hedefli hareket anlamına geliyor. Arzu, istek, iştah, heves gibi kavram ve duyguları kendini yaratma işlevinin köküne oturtmalı ve salt bu motivasyon ile kendini yaratmakta kendinde hak görmeli birey. Vicdanı ile ilgili her türlü öz sorgulamayı yapıp harekete geçip kararlarının sonucuna vardığı zaman da bu sonucun doğurduğu koşulları da kendi sorumluluğunu alarak karşılamalı.

Bu şekilde köklenip,  filizlenip sonuca ulaşmış hareketlerin oluşurken veya oluşma sürecindeki aksaklıklar ve engelleri aşmak için gerekli gücü ve isteği, birey dışarıda aramaz. Başarı da başarısızlık da, sonuca ulaşma ya da ulaşmama  da bireyin kendi sorumluluğundadır. Beklenti, umut, ödül gibi yan çıktılar kararı ve hareketi etkilemez.

Bu tür bir varoluş şeklini gerçekleştirmenin en zor tarafı en baştadır. Gerçekten neyi yapmak istediğinin kararını vermek için bireyin kendine dönüp iyice tanıması gerekir. Özünde bir tanımlama vardır ve bireyin kendini kendine nasıl tanımladığı varoluşunun en önemli unsurudur. Dışarıdan yargılama,  tanımlama,  kategorize edilme, yönlendirme,  koşullandırmalar sonucunda öz tanımını (yanlış) yapan bireyler her vadede yanlış kararlar, yanlış hareketler ve yanlış sonuçlar toplamında yanlış bir “kendi” yaratmış olacaktır. Bu yanlışlıklar silsilesinin oluşturduğu kısır döngü bireyin tüm efor ve zamanını boşa harcaması ve tükenmesie yol açacaktır. Bu kısır döngünün kırılmasını ilk adımı bireyin farkındalığı ile başlar. Kendi farkındalığını kazanan birey varoluşunun sebep ve sonuçlarını sorguladığında vardığı sonucu kendine itiraf etmesi için cesaret, değiştirebilmesi  için de güç lazımdır. Bütün bu süreç bireyin tüm ömrünü de alabilir, daha kısa bir sürede de gerçekleşebilir. Burada zamanın önemi yoktur çünkü kendini yaratma süreci hayatın kendisidir.

Hayatta kalmak ile gerçek anlamda yaşayarak varolmak arasında çok fark var. Özgür irade, öz dışavurum gibi başlıklar da var tabi ama bunlar için ayrıca düşünüp yazmak lazım. Şimdilik sadece gerekli hareket için nasıl motive olacağız, buradayım. Veysel’in de dediği gibi “harekete kimse mani olamaz..”

 

Teşekkürler Canım Nefretçilerim 22/9/2015

Tekrar teşekkürler canım nefretçilerim!!

Teşekkür ederim çünkü çok iyi çalıştınız. Günahı Boynuma’nın ilham kaynağı sizlerdiniz ve tanıtımını da sizler yaptınız. Öfkeniz, fevriliğiniz ve kibiriniz doğru yönlendirildiğinde nasıl güzel ise yarıyor! İnternette yaptığınız yorumlar, yorumların altına yazdığınız yorumlar, irili ufaklı hakaretler uzattı da uzattı konuyu ve hala yansımalar sürüyor. Sayenizde kendinizi size anlatan Günahı Boynuma şarkısı tahminimden daha kolay ve hızlı tanıtıldı. Bir de hiç üstünüze alınmadınız şarkının sözlerini. Gönderme sandınız, mesaj şandınız hiç düşünmeden. Şu sözleri bir okuyun tekrar:

Günahı Boynuma

Bildik bilmedik herkesi
Mutlu etmek ne mümkün
Hem de serde yalan dolan yoksa

Millet pek bir hevesli
Kendini görmezden önce
Adamı silip harcamaya

Yalnızca sevdiğimin kalbine talibim oysa

Yazarsan yaz günahı boynuma
Ama yeter beni yıkmaya tek iftira
Vicdanıma, şu tertemiz alnıma
Yazarsan yaz günahı boynuma
Ama yeter beni yıkmaya tek iftira
Boğmaya kedere gama
Yaralayıp kanatmaya.

Hatalarından taç yapıp
Yüreğiyle düşünenlerin
Yeri açıktır gönlümüzde

Elindekini kaybetmenin
Hesabını tutuyorsan
Yüzüne kapanır kader kapıların

Eriyip yok olmaktır aşk ruhunda sevgilinin

Yazarsan yaz günahı boynuma
Ama yeter beni yıkmaya tek iftira
Vicdanıma, şu tertemiz alnıma
Yazarsan yaz günahı boynuma
Ama yeter beni yıkmaya tek iftira
Boğmaya kedere gama
Yaralayıp kanatmaya.

O kadar açık ve basit ki, ya algınız yetmiyor, ya da kibiriniz sizi kör ve sağır etmiş, göremiyorsunuz.

Neyse, benim için farketmez.

Siz hep vardınız, çoğalmadınız, sadece afişe oldunuz. Bir anda galeyana gelip bağırıp çağırmaya başladınız. Hem de benim hesabıma çalıştınız. Yani manipüle oldunuz, kullanıldınız. Sandınız ki herkesin saldırdığı bir adama aynı şekilde siz de saldırırsanız siz de bir kimse olacaksınız, adama sayılacaksınız. Akşam yastığınıza başınızı koyunca rahatça uyurken egonuz bana geçirdiniz diye zevkten salya salya akarken ağzınızın kenarından farkında olmadan bana çok büyük faydanız oldu. Gündem olduk. Allah sizden razı olsun.

Sakın susmayın, ofkenize, kibirinize kuvvet. Böyle devam! Aklınız başınıza gelir de susmayı tercih ederseniz de yine bana yarar, sizi susturmuş olurum ve hatta biraz da ayılmanıza yardımcı oldum diye iyi hissederim kendimi. İki türlü de bana yarar yani!

Hadi şimdi devam…

Ha bir de şunu eklemem lazım, artık iftiralarınız ve hakaretleriniz beni yıkmıyor, kedere, gama boğmuyor beni, çünkü sizi ortaya çıkardım, tanıdım, tanımladım ve dikkate alınmanızın gereksiz olduğunu anladım.

SIRTIMI GERÇEĞE YASLADIM 20/9/2015

 

BR1A0798

Bugün bir röportajım yayınlandı…

Dün gece bu röportajın yayınlanacağı, içeriğinin tamam olarak ne olacağı muamması sebebiyle dün gece uykusuz geçti…

Sabah 6 gibi internete düştü ve okudum sonunda. Röportajı veren de, kendimi açıklamak isteyen de benim ve anlattıklarımın da ne olduğunu bilmeme rağmen yine de geriliyor insan.

Magazin benim işim ve harcım degil. Beceremem ben bu oyunu oynamayı, entrikayı, yalanı dolanı. Tek yapabildiğim bir yıldır hakkımda yazılan bu diz boyu asılsız haberi temizlemek için ilk ve son kez tüm gerçeği anlatmak oldu. Ve anlattım da.. aklımı, ruhumu, yüreğimi sonuna kadar açtım çünkü hem kendimi beni sevenlere karşı sorumlu hissettim, hem de artık asılsız haberlerin durmasını istedim. Yüreğimi bu kadar açarken de farkındaydım ki onu anlayan da olacak, ağzına ne gelirse ona saplayıp kanatan da. Ben bunu yapmak istedim çünkü gerçeğe karşı kimlerin ne tavır aldığını bilmek istedim. Bir terim uydurdum; “nefretçi”. Aslında İngilizce’den çevirdim. Sosyal medyada yabancıların kullandığı “haters” kelimesini Türkçe’leştirdim. Paylaştığım fotoğrafların, fikirlerin ve çıkan haberlerin altına yorum yapıp da o anlamaya bile gerek duymayan kibirleriyle ağıza alınmayacak sözleri sarfedip sevgisizliklerini açık edenler, aslında kendinden nefret edenler varya, işte onlar “nefretçi”.

Sevgili nefretçilerim,

İyi ki varsınız! Aslında ben sizi seviyorum. O kadar iyi bir şey yapıyorsunuz ki benim için!! Magazin müptelası, cehaletinin farkında olmayan, kendini görmeden dışarıyı yargılayan, kibirli, müzevvir, 4 m2 odasından dünyayı kurtardığını sanan, parasını denkleyip aldığı internet paketini ona buna laf sokmaya harcayan “farkındasızlık” kahramanları… Sizden tek ricam nefretçiliğinize devam etmeniz. Öyle basit bir profiliniz var ki, tam olarak benim kimlere müzik yazmadığımın,  yazmayacağımın net sınırlarını çiziyorsunuz. Çok işime yarıyor bu durum. Bir söz yazdığımda onu sizin anlayacak olmanız hemen çöpe yolluyor o sözü. Bir melodi yazdığımda, o sınırlı algınızla bu melodiyi beğenecek olmanız o şarkıyı daha doğmadan çöpe yolluyor. Harika yani!  Sevgili nefretçilerim, siz beni daha iyi bir müzisyen, söz yazarı ve daha iyi bir insan yapıyorsunuz farkında olmadan, çok ama çok teşekkürler!  Özel hayatım sebebiyle benim ismimi duyup, hayatınıza katmış olmanız benim için çok büyük bir şanssızlık olsa da şükürler olsun ki aynı şekilde de hayatımdan çıkmanız beni çok mutlu ediyor. Fikirlerim, müziğim, yeteneğim ve emeğim hakkında zerre fikriniz olmadan eğer beni tanıdığınızı sanıyorsanız, alın o popülist yobazlığınızı ve çıkın evrenimden. Ne ben, ne yakın çevrem, ne dinleyicim sizi istiyor. Hatta sizinle dalga geçiyoruz, sığlığınızla, cehaletinizle, giyiminiz kuşamınız, kullandığınız kelimeler, aksanınız ile sıkıcı, sıradan birer stereotipsiniz (kelime anlamını bilmiyorsanız sözlüğe bakın, uğraşamayacağım..)

Siz nefretçilerime sesleniyorum, Allahaşkına bari biraz daha akıllı olun, biraz daha kayda değer, daha kendiniz olmayı falan deneyin becerebilirseniz. Duyduğunuzu tekrarlayarak, gördüğünüzü taklit ederek insanlık statüsünün ortalama değerini düşürüyorsunuz. Gerçekten bazen kötü hissediyorum nefretçilerimin bu kadar sığ, cahil ve sıkıcı olmasından dolayı, sonra da silkinip gülüyorum kendime bunu bu kadar kaale aldım diye :) Bir de tabi farkında olmadan hakaret davası açılabilecek yorumlar yazıyorsunuz ama cehaletinizden faydalanacak kadar haysiyetsiz değilim, dava mava da açmıyoruz, paranız sizde kalsın internet paketi falan satın alın, boyalı basını doyurun..

Sırtımı gerçeğe yasladım..

..ve bu gerçeği anlayan dinleyicim ile, düşüncelerimi anlayan, buna değer veren, değer yaratan, değerden anlayan gerçek insanlar ile bir arada olmak kadar mutluluk veren ve hayatı yaşamaya değer kılan bir şey yok. Asıl dünyanın çarkını döndürenler bu insanlar, ve ben bu insanların sanatçısı olduğum için o kadar kutsanmış hissediyorum ki kendimi! Şükürler olsun ki herkes beni sevsin diye kendimi kaybedecek kadar karaktersiz bir insan yaratmamışım kendimden.

Beni olduğum gibi, hatamla, sevabımla seven dostlarım,

Ben nicelik hesabı yapmıyorum, az sayıda veya çok sayıda olmanız umurumda değil (aslında çok sayıda olsanız başka bir Türkiye’de yaşıyor olurduk ama o bambaşka bir konu..). Ben nitelik hesabı yapıyorum. “Kaç kişi benim dinleyicim?” benim için berbat bir soru! Doğru soru ise “Benim dinleyicim kim?”. Çünkü benim dinleyicimin niteliği, profili beni tanımlıyor. Bundan daha önemli bir şey olamaz. Sizin sanatçınız olmak, anlaşılmak, beğeninize layık olmak kadar beni doyuran bir şey yok.

Sevgili nefretçilerim,

Bir sonraki yoruma açık paylaşıma kadar sevgisizlik, acı, korku, cehalet ve nefretle kalın..

Sevgili dostlarım,

Sevgi, aşk, mutluluk, özgürlük ve müzik ile kalın..

BUGÜN 11/9/2015

BUGÜN
Evet. Bugün. Bugün o gün. Aylardır bütün ekip, dostlarım ve sevenlerim ile beklediğimiz gün geldi. 11 Eylül 2015. 4 aylık bir planlamanın sonunda bugüne hedef alınmış yeni şarkımın yayın tarihi geldi çattı. Geldi ama bütün bu planlamanın, hevesin, heyecanın ortasına bir yürek taşı oturdu geçtiğimiz haftalarda. Onca tasarı, saatler boşa çıktı çünkü bu şarkının tanıtımı için ne sizlerin aklı, kalbi doğru yerde ne de benim ve ekibimin “yaşasın, single’ımız çıktı” diye bir hevesle bağıracak halimiz yok. Tamam, yaptığımız müzik eğlencelik, danslık, kopmalık değil, aksine zamanı geldiğinde ağıt ve birlik olmamızı temsil eden marş bile olabiliyor ama yine de.. ne bileyim, içimizden gelemedi, sevinip heyecanlanamadık.

Günlerdir aklıma, ağzıma gelen onlarca küfür arasından aklımı sıyırıp bulabildiğim sözleri yazmaya karar verdim.

Canımızdan can koptu, üst üste, gün be gün, ad ve ad.. Yüreğimizdeki yanık izleri bir daha ve bir daha yarıldı, kanımız içimize aktı. Ülkenin ve belki de dünyanın geleceğinin kanı yanlış yere aktı, beyin kıvrımlarını besleyip, kalp kapılarını açacağına kara toprağa, ölüm ticaretini beslemeye aktı. Azrailin uşakları, güç çarkının köleleri iş başında [kazanç=hedef – (X x can)] hesabını yaparken biz umutlarımızdan, hayatlarımızdan olduk. Yüreğimiz ezildi, bedenlerimiz öldü, sakatlandı, aklımız karardı. Son kalan, ruhumuzu da yitirmek üzereyiz. Ama bu son noktada bireyler ve toplum olarak öz insiyatifimiz buna izin vermeyecek. Her ne pahasına olursa olsun yaşamaya, yaşatmaya, kendimizi, ait olduğumuz yerleri ve bize ait olanları bütün var oluşumuzla devam ettirecegiz. Ümit etmiyorum, biliyorum!

Çatışma ekonomisinin yakıtı bizleriz. Biz ancak kanıp da birbirimizle çatıştığımızda bu çark döner. Ve biz kanıyoruz, kelimenin her iki anlamında da, hem oyuna geliyoruz hem de kanımız dökülüyor.

Bugün!! Şimdi bugün, özgür irademiz ve insiyatifimizle, tek kararla bunu sonlandırmak mümkün! Yaşamayı, hayaller kurup gerçekleştirmeyi, sevmeyi, dostluğu, barışı, aklı, aşkı seçmek tamamen ve sadece bizim insiyatifimizde. Tek gerçek bireyin kendisindedir, ona emir veren veya onun sözünü dinlediklerinde değil. Herkes kendi başına bir isyankardır, kendi aklı, sorumluluğu, rengi, bayrağı vardır. Bu temel üzerinden seçelim yaşamayı, barışı ve düşlerimizi gerçekleştirmeyi.

Doğuştan veya sonradan üzerimize yapışan etiketler bizi çatışma ile, savaş ile, ölüm ile beşik kertmesi yapmış olsa bile karar hala bizde!!!! Bugün, şimdi..

Ey bu dünyanın şeklini şemalini çizdiğini düşünen kuklacılar. Asıl oynatılan sizsiniz, yüreğiniz hayatınızın bir anında göğüs kafesinizden sökülüp yerine kapkara bir boşluk bırakılmış. Size acı bir haberim var, o boşluk ne parayla, ne de güçle dolar. Siz de elbet son nefesinizi vereceksiniz ama o ana kadar elde ettiklerinizin hiç biri bu dünyadan temiz bir vicdan ile göçüp gitmenize yetmeyecek…

Sevgili dostlarım, sizi seviyorum, ve size inanıyorum, hem de çok. Bana devam etme gücünü de bu veriyor. Siz de sevginizi ve inancınızı benden esirgemeyin.

Yarınlar, hakettiğimiz barış ve mutluluk adına.. evet içimiz buruk, gülümsememize göz yaşlarımız da karışsa, her şeye rağmen yaşamaya devam etmeyi becereceğiz…

Unutmayalım ki kaybettiklerimiz her an bizimledir ve bizimle kalacaklardır.

dd-new-header